Sessiz bir odada uyandım galiba. Anılar,anılar ve daha fazla anı. Bu kadar anıyı nasıl topladım? Kafam feci dağınık. Bunun normal olabileceğini söylemişlerdi.
Düzgün yazamıyorum bile.
Tamam, en başından alalım. Tanıdık ama yeni, alışkın olduğum ama farklı bir odada uyandım. Bedenim sanki biraz daha ağırdı, kulaklarıma ve yanağıma batan şeyle.. bunlar saçlarımdı galiba. Eskisinden daha uzun saçlarım vardı. Yatağım daha sertti ve sanki yorganım daha eski, daha kalitesizdi. Ve her yer çok dağınıktı. Bu kadar dağınık bir odayı üniversite yıllarımdan beri görmemiştim. İki kolumda da koluma değen birşeyler, yanılmıyorsam biri saat diğeri de bir bileklik, vardı. Daha önce hiç böyle şeyler takmamıştım, çıkartıp öfkeyle attım. Saatin camı duvara çarparken derin bir hüzün hissettim. Ben saat sevmezdim.
Sarhoş değildim. 20 yıldır içmiyorum.
Ağır ağır yataktan kalkarken odaya daha dikkatli bakındım. Ufak bir odaydı, dağınıktı, 2 masa ve 2 yatak vardı. Diğer yatağın sahibi yoktu. odanın 2 tarafı da karman çormandı. Benim yatağımın olduğu taraftaki masanın duruş şekli diğerinden farklıydı. bu bana garip gelmedi. Odada daha önce hiç bulunmamıştım, ama odada sanki bir kaç yıldır kalıyor gibi hissediyordum. Bu da bana garip gelmedi. Saati atarkenki öfkem garipti, ama saat kırılınca hissettiğim hüzün garip değildi.
Garip olan hiç bir şey yoktu. Ama ben buraya ait değildim. Ve ben buraya aittim.
Cebimde birşeyler hışırdadı. Elimi yavaşça cebime soktum, plastik sert bir nesneyi çıkardım. Bir ilaç kutusu. Ya da kabı. Ya da her neyse. Yeşil olanı içilmişti, sarı olanı onu içmemi bekliyordu. Yeşil olanın içildiğini bilmem de garip gelmedi. Kutunun/kabın/ne haltsa onun arkasında büyük harflerle laptop yazıyordu. İlacı yavaşça kabından çıkarttım, nerede olduğunu çok önceden bildiğim su şisesine uzandım ve içtim.
O ana dair hatırladığım tek şey, keskin bir baş ağrısı ve şiddetli burun kanaması. Başka hiç birşey hatırlamıyorum. Ama ne olduğunu biliyorum.
Kendimi yerde, akan kanımın halıya bıraktığı lekenin üstünde yatarken hatırlıyorum. Sonra başım yerinden kopacakmış gibi bir hisle hafifçe doğrulduğumu ve iki büklüm banyoya gittiğimi de. Aynaya baktığımda gördüğüm lanet yüz benim değildi. Ama benimdi. Ağır ağır lavaboya yaklaştım, yüzümün kanla kirlenen kısmını yıkadım. Ve sonra tekrar aynaya baktım. Bu yüz kesinlikle benim değildi. Başım zonklarken birden binlerce hatıra hücum etmeye başladı. Eski günlerimden hatıralar. 50 yıllık bir sürecin hatıraları. Ve lanet yüzüm en fazla 19-20 yaşında gösteriyordu. Bacağıma tekrar birşey battı. İlaç kabı. Laptop.
Ağır adımlarla laptopa yürüdüm. Eski sandalyeye oturup, kapağını kaldırdım. Düğmesine uzanmama gerek yoktu, ekran kendiliğinden ışıklandı. Düz beyaz bir arkaplanın üzerinde siyah harflerle yazılmış "BİR YENİ MESAJ" yazısı yanıp sönmeye başladı. Tıkladım. Farenin yerini içgüdüsel olarak biliyordum ve bu da garip gelmiyordu.
"BEDEN AKTARIMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI.
LÜTFEN EKTEKİ DOSYALARI OKUYARAK YENİ BEDENİNİZE TAMAMEN HAKİM OLUN."
Bu yazıyı okurken, gözümden bir damla yaş süzüldü. Bu da garip gelmedi. Ama yaş bana ait değildi. Ve bu, garipti.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment